2007 Ocak Ayı Etkinlikleri

 


Anasayfa
Kültür&Sanat Ana Sayfa

 

 

 

    

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


   
 

[ OCAK ]  [ ŞUBAT ]   [ MART ]   [ NİSAN ]   [ MAYIS ]  [ HAZİRAN ]   [ TEMMUZ ]    [ AĞUSTOS   [ EYLÜL ]    [ EKİM    [ KASIM ]   [ ARALIK ]

        [ OCAK '07]   [ŞUBAT '07]

 

 Debra Winger
Yönetmen:
Rosanna Arquette
2002 A.B.D
100 dakika
Eğlence sektöründe, sinema dünyasında ya da kısaca Hollywood’ta kadın olmak… 80’li yılların popüler oyuncularından Rosanna Arquette’in günümüzün ve daha on beş-yirmi yıl öncesinin popüler kadın yıldızlarıyla yaptığı röportajlardan oluşan bir belgesel, Kayıp Aranıyor: Debra Winger.Kendisi gibi 80’li yıllarda oldukça sevilmiş bir oyuncu olan Debra Winger’ın yıldızının çabuk sönmesinden yola çıkılarak yapılmış bu araştırmada Rosanna Arquette, kendi kardeşi Patricia da dahil olmak üzere pek çok Hollywood starıyla görüşmeler yapmış ve yer yer seyirciyi kahkahaya boğacak yer yer ağlatacak eğlenceli bir belgesel yaratmış.Jane Fonda’dan Sharon Stone’a, Martha Plimpton’dan Meg Ryan’a kimler yok ki belgeselde. Bir kısmı, yüzünü dahi hatırlamakta zorlandığımız bu güzel kadınların ışıltılı dünyasının arkasındaki gerçekler bazen Debra Winger’ın anlattıklarıyla üzüyor, bazense Whoopi Goldberg’le güldürüyor. Belgeselin en büyük artılarından biri, Arquette’in hiçbir yargılamaya taviz vermemesi ve sadece oyuncular ve seyircileri arasında bir bağlantı olarak kalması.
 

 

Miguel De Saavedra Cervantes :Bundan yaklaşık 450 yıl önce, İspanya’nın Alcala de Heneras kasabasında, -eczacı olduğu da rivayet edilen- yoksul bir sağlık memurunun yedi çocuğundan biri olarak doğmuştu Miguel De Cervantes. Amerika kıtasından İspanya kralına akıtılan zenginliklerin, İspanyol altın çağının başlarıydı o yıllar. Yoksullar için ise değişen pek bir şey yoktu. Ailesi ile Madrit’e taşınan Cervantes, ancak kısa bir süre okula gidebilmiş, eğitimini kendi kendine tamamlamıştır. Edebiyatla ilk tanışması da bu yıllardadır.Cervantes, 1569’da, kimilerine göre hapse mahkum edildiği için, İtalya’ya gitti. Osmanlılara karşı düzenlenen Haçlı seferine katılmak üzere donanmaya yazıldı. 1571 Leponte deniz savaşında yaralandı, sol elini kaybetti ama yine de savaşmayı sürdürdü Cervantes... Dönüş yolculuğu sırasında ise talih sırt çevirmişti ondan. Cezayir’deki Türk korsanların eline düştü. Birkaç başarısız kaçma girişiminin ardından, istenen fidye parası temin edildi ve 1580 yılında özgürlüğüne kavuşarak İspanya’ya döndü. Ne var ki beklediği bir mevkii sunulmadı kendisine. Yazarlık hayatı bu nedenle başlar. Önceleri tiyatro ile ilgilendi. Bir çok oyun yazdıysa da, bugüne yalnızca “El trato de Argel “ ve “La Numanica” ulaşabilmiştir. Ardından ilk romansı “La Galatea”yı tamamladı, kitabın getirisi ile de evlendi. Bu evlilik ona huzurdan çok geniş bir ailenin sorumluluğunu yüklemiş; bakması gereken insan sayısı artmış, evin geçimi zorlaşmıştı. Tekrar memuriyete döndü. Donanmanın ambar memuruydu ama hesapları iyi tutamadığı için kasa açık verdi ve Cervantes yeniden hapse düştü.
1616’da tamamladığı son yapıtı “Los trabojos de Persiles Sigusmunda”nın -(Persiles ve Sigismunda’nın Seyahatleri)- yayımlanmasından bir süre önce de ölür.
Don Kişot: Romanın ilk örneği olarak kabul edilir Cervantes. Modern romanın miladı olarak burjuva devrimlerinin gösterildiği düşünülürse, erken bir üründür o. Henüz feodalitenin tasfiye edilmediği, burjuva birey kavramının oluşmadığı bir tarihte, Cervantes, Don Kişot’un şahsında klasikleşen ve günümüze kadar gelen bir tip yaratmayı başarmıştır. Hayatını bir hiç uğruna harcayan bu meczup, hem ortaçağ şövalyeliğinin sonunu ve trajedisini, hem de inandığı değerler uğruna savaşan, bir kolunu kaybeden, fedakarlığının karşılığını alamayan ve iyi niyeti nedeniyle hapse düşen Cervantesin kendi düş kırıklıklarını simgeler.
Konu artık herkesin ezberindedir herhalde; I.Bölümde, Le Mancha bölgesinde yaşayan Alonso Quijano, okuduğu romantik çağ şövalyelerinin romanslarından etkilenerek, bu müessesenin yeniden canlandırılması için yola çıkar. Ancak, ideali ile kendi gerçekliği arasındaki görüntüsel uçurum bile komiktir. Kafasında bir tas, elinde bir sopa, üzerinde paslı bir zırh ve cılız atı ile o, bir şövalye karikatürüdür. Maceralarını adamak için seçtiği güzel, yakınlarındaki bir köylü kızıdır. Önemsizdir bütün bu ayrıntılar; her şey -Don Kişot adını alan- Alonso’nun kafasında olup bitmektedir zaten. Gördüğü nesnelerin asıllarından büyü nedeniyle farklılaştığına inanınca mesele de kalmaz. Bir şato olarak varsaydığı köhne bir handa yapılır şövalyelik töreni. Dönüş yolunda -bol vaatle kandırdığı- Sancho ile karşılaşınca ekip tamamlanır. Bundan böyle maceralar, yel değirmenlerine, koyun güden çobanlara, makinelere, şarap tulumlarına saldırılar başlayacaktır. Bölümün sonunda, akrabaları ve köyün papazı tarafından kandırılarak evine -biraz da zorla- getirilir.
İkinci bölümde -zihinsel olarak değilse bile- sıhhati düzelmiştir Don Kişot’un. Sancho ile yeniden yola koyulurlar. Bu arada ünü duyulmaya başlamıştır. Eğlenceye pek meraklı olan Dük ve Düşes, onun için bir oyun hazırlarlar. Don Kişot şatoda gerçek bir şövalye gibi iltifat görür, Sancho’ya ise bir ada niyetine, bir çiftlik parçasının valiliği verilir. Kahramanlarımız mutludur ama oyun uzun sürmez. Adasını istediği gibi yönetemeyeceğini anlayan Sancho istifa eder. Don Kişot -bir mizansen olan- düelloda yenilir ve koşul gereği köyüne dönmek zorunda kalır. Yeniden eve gelen Don Kişot aniden hastalanır. İşin tuhafı artık deliliği de sona ermiştir. Hayaller dünyasına geri dönmeyi reddeder, papaza günahlarını çıkarttırır ve ölür.

 


Turkey Now başlıyor........

2004 yılında "Şimdi Now" ile Berlin'de başlayan ve "Şimdi Stuttgart"la devam eden yolculuğun yeni durağı Amsterdam ve Rotterdam. Bu iki kentin seçkin gösteri mekânlarında gerçekleşecek olan "Turkey Now" festivali klasik müzikten dünya müziğine, cazdan popa, danstan tiyatroya uzanan programıyla bugünün çağdaş ve dinamik Türkiye'sinin bir panoramasını sunuyor. 29 Ocak-21 Nisan 2007 tarihleri arasında izleyiciyle buluşacak olan festivalde 20'nin üzerinde etkinlik yer alıyor.
Bu etkinlik dizisini başlatan İstanbul Kültür Sanat Vakfı, Türkiye'nin sanat alanında faaliyet gösteren en köklü sivil toplum kuruluşu. Kulsan Vakfı da, kültürlerarası diyaloğun gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla Hollanda'da faaliyet gösteren bir kültür ve sanat kurumu. "Turkey Now" benzer amaçlar için çalışan bu iki kurumu yan yana getiriyor.
"Turkey Now" canlı, renkli, gelenekselle moderni birleştiren programıyla, sizi bu coğrafyanın sanatını keşfetmeye çağırıyor.
"Turkey Now"da klasik müzik, caz, dünya müziği, tiyatro ve dans var. Bu festivalde hayat var!

 
   
 

Lura :   “M’bem di Fora  /  Uzaklardan geldim”

Senegal’in başkenti Dakar’ın 550 km batısındaki Cape Verde takımadalarından gelen muzik, göçmen muziği olarak sınıflandırılıyor. Ülkenin en bilindik sanatçısı Cesaria Evora olmasına rağman, son zamanlarda Lizbon’da doğup büyüyen bir Cape Verde göçmeni olan genç bir şarkıcı LURA. Lizbonda Afrika muziği yapan Juka’nın daveti üzerine 17 yaşında ilk stüdyo tecrübesini yaşayan Lura, sesindeki potansiyeli keşfetti. Hatta Juka ile birlikte kaydettikleri parça bir anda listeleri altüst etti. Daha sonra kariyerine Cesaria Evora’nın arka vokalisti ve dansçısı olarak devem etti. Evoranın desteği ile solo kariyerine atıldı.İlk albümü “Nha Vida” ticari bir yapıya sahip olmasına rağmen entellettüeller tarafından oldukça beğenildi. İkinci albümü “In Love” yine gençleri hedef aldı. Belirli bir ticari başarı sağladıktan sonra Cape Verde nin Portekizce konuşan şehvet dolu muhteşem bir gülümsemeye sahip yeni soluğu 1975 doğumlu Lura 2004 te çıkardığı “Di Korpu Ku Alma/Ruhsal ve Bedensel” adlı üçüncü albümünü yayınladı. 2005 te BBC Dünya Müzik ödüllerine aday gösterildi. 2006 sonunda “M’bem di fora “ albümünde kültür mirasının Afrika tarafını irdelemeye devam eden sanatçı yerel ezgileri, büyüdüğü R&B ve zouk ritimleri ile etkileştirilerek kıpır kıpır iyimserlik yüklü bir albüm üretti. Paris ve Lizbon da kaydedilen on üç parçalık albümdeki besteler bağımsız melodi yapısına rağmen sağlam bir bütünlük içerisinde . İlk parça “Bida Mariadu” ile yavaş yavaş başlayan melodisel serüven “Fitiço Di Funana” adlı son parça ile sorumlu ve sürdürülen bir yapıya ulaşıyor, dinleyeni dans ederek uğurluyor. Zouk,batuku, funana, caz , Flamenko ve R’n’B gibi muzik sentezlerini kendine has özel ses fanusunda karıştıran Lura, Cape Verde’nin hasret,aşk, deniz tuzu,muzik kokan kıyılarından bir esinti getiriyor.
Muziksel sınırlarını geniş tutup bir o kadar belirleyici olabilen sanatçı, Cape Verde’yi olabilecek en kaliteli biçimde temsil ediyor. Genelde batı tarafından göz ardı edilen bu tür müziği torpil yapmadan dinleyenin zevkine sunuyor.


 

 
 

                                                                                                                                          copyright © 2006 erkan duman