|
|

|

|
 |
 |
| |

Miguel De Saavedra Cervantes
:Bundan yaklaşık 450 yıl önce, İspanya’nın Alcala de Heneras
kasabasında, -eczacı olduğu da rivayet edilen- yoksul bir
sağlık memurunun yedi çocuğundan biri olarak doğmuştu Miguel
De Cervantes. Amerika kıtasından İspanya kralına akıtılan
zenginliklerin, İspanyol altın çağının başlarıydı o yıllar.
Yoksullar için ise değişen pek bir şey yoktu. Ailesi ile
Madrit’e taşınan Cervantes, ancak kısa bir süre okula
gidebilmiş, eğitimini kendi kendine tamamlamıştır. Edebiyatla
ilk tanışması da bu yıllardadır.Cervantes, 1569’da, kimilerine
göre hapse mahkum edildiği için, İtalya’ya gitti. Osmanlılara
karşı düzenlenen Haçlı seferine katılmak üzere donanmaya
yazıldı. 1571 Leponte deniz savaşında yaralandı, sol elini
kaybetti ama yine de savaşmayı sürdürdü Cervantes... Dönüş
yolculuğu sırasında ise talih sırt çevirmişti ondan.
Cezayir’deki Türk korsanların eline düştü. Birkaç başarısız
kaçma girişiminin ardından, istenen fidye parası temin edildi
ve 1580 yılında özgürlüğüne kavuşarak İspanya’ya döndü. Ne var
ki beklediği bir mevkii sunulmadı kendisine. Yazarlık hayatı
bu nedenle başlar. Önceleri tiyatro ile ilgilendi. Bir çok
oyun yazdıysa da, bugüne yalnızca “El trato de Argel “ ve “La
Numanica” ulaşabilmiştir. Ardından ilk romansı “La Galatea”yı
tamamladı, kitabın getirisi ile de evlendi. Bu evlilik ona
huzurdan çok geniş bir ailenin sorumluluğunu yüklemiş; bakması
gereken insan sayısı artmış, evin geçimi zorlaşmıştı. Tekrar
memuriyete döndü. Donanmanın ambar memuruydu ama hesapları iyi
tutamadığı için kasa açık verdi ve Cervantes yeniden hapse
düştü.
1616’da tamamladığı son yapıtı “Los trabojos de
Persiles Sigusmunda”nın -(Persiles ve Sigismunda’nın
Seyahatleri)- yayımlanmasından bir süre önce de ölür.
Don Kişot: Romanın ilk örneği olarak kabul edilir Cervantes.
Modern romanın miladı olarak burjuva devrimlerinin
gösterildiği düşünülürse, erken bir üründür o. Henüz
feodalitenin tasfiye edilmediği, burjuva birey kavramının
oluşmadığı bir tarihte, Cervantes, Don Kişot’un şahsında
klasikleşen ve günümüze kadar gelen bir tip yaratmayı
başarmıştır. Hayatını bir hiç uğruna harcayan bu meczup, hem
ortaçağ şövalyeliğinin sonunu ve trajedisini, hem de inandığı
değerler uğruna savaşan, bir kolunu kaybeden, fedakarlığının
karşılığını alamayan ve iyi niyeti nedeniyle hapse düşen
Cervantesin kendi düş kırıklıklarını simgeler.
Konu artık herkesin ezberindedir herhalde; I.Bölümde, Le
Mancha bölgesinde yaşayan Alonso Quijano, okuduğu romantik çağ
şövalyelerinin romanslarından etkilenerek, bu müessesenin
yeniden canlandırılması için yola çıkar. Ancak, ideali ile
kendi gerçekliği arasındaki görüntüsel uçurum bile komiktir.
Kafasında bir tas, elinde bir sopa, üzerinde paslı bir zırh ve
cılız atı ile o, bir şövalye karikatürüdür. Maceralarını
adamak için seçtiği güzel, yakınlarındaki bir köylü kızıdır.
Önemsizdir bütün bu ayrıntılar; her şey -Don Kişot adını alan-
Alonso’nun kafasında olup bitmektedir zaten. Gördüğü
nesnelerin asıllarından büyü nedeniyle farklılaştığına
inanınca mesele de kalmaz. Bir şato olarak varsaydığı köhne
bir handa yapılır şövalyelik töreni. Dönüş yolunda -bol vaatle
kandırdığı- Sancho ile karşılaşınca ekip tamamlanır. Bundan
böyle maceralar, yel değirmenlerine, koyun güden çobanlara,
makinelere, şarap tulumlarına saldırılar başlayacaktır.
Bölümün sonunda, akrabaları ve köyün papazı tarafından
kandırılarak evine -biraz da zorla- getirilir.
İkinci bölümde -zihinsel olarak değilse bile- sıhhati
düzelmiştir Don Kişot’un. Sancho ile yeniden yola koyulurlar.
Bu arada ünü duyulmaya başlamıştır. Eğlenceye pek meraklı olan
Dük ve Düşes, onun için bir oyun hazırlarlar. Don Kişot şatoda
gerçek bir şövalye gibi iltifat görür, Sancho’ya ise bir ada
niyetine, bir çiftlik parçasının valiliği verilir.
Kahramanlarımız mutludur ama oyun uzun sürmez. Adasını
istediği gibi yönetemeyeceğini anlayan Sancho istifa eder. Don
Kişot -bir mizansen olan- düelloda yenilir ve koşul gereği
köyüne dönmek zorunda kalır. Yeniden eve gelen Don Kişot
aniden hastalanır. İşin tuhafı artık deliliği de sona
ermiştir. Hayaller dünyasına geri dönmeyi reddeder, papaza
günahlarını çıkarttırır ve ölür.
|
|
|
 |
 |
 |
 | |
 |
| |

Turkey Now başlıyor........
2004
yılında "Şimdi Now" ile Berlin'de başlayan ve "Şimdi
Stuttgart"la devam eden yolculuğun yeni durağı Amsterdam ve
Rotterdam. Bu iki kentin seçkin gösteri mekânlarında
gerçekleşecek olan "Turkey Now" festivali klasik müzikten
dünya müziğine, cazdan popa, danstan tiyatroya uzanan
programıyla bugünün çağdaş ve dinamik Türkiye'sinin bir
panoramasını sunuyor. 29 Ocak-21 Nisan 2007 tarihleri arasında
izleyiciyle buluşacak olan festivalde 20'nin üzerinde etkinlik
yer alıyor.
Bu etkinlik dizisini başlatan İstanbul Kültür Sanat Vakfı,
Türkiye'nin sanat alanında faaliyet gösteren en köklü sivil
toplum kuruluşu. Kulsan Vakfı da, kültürlerarası diyaloğun
gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla Hollanda'da faaliyet
gösteren bir kültür ve sanat kurumu. "Turkey Now" benzer
amaçlar için çalışan bu iki kurumu yan yana getiriyor.
"Turkey Now" canlı, renkli, gelenekselle moderni birleştiren
programıyla, sizi bu coğrafyanın sanatını keşfetmeye
çağırıyor.
"Turkey Now"da klasik müzik, caz, dünya müziği, tiyatro ve
dans var. Bu festivalde hayat var! |
|
|
 |
 |
 |
 | |
| |
|
 |
| |

Lura : “M’bem
di Fora / Uzaklardan geldim”
Senegal’in başkenti
Dakar’ın 550 km batısındaki Cape Verde takımadalarından gelen
muzik, göçmen muziği olarak sınıflandırılıyor. Ülkenin en
bilindik sanatçısı Cesaria Evora olmasına rağman, son
zamanlarda Lizbon’da doğup büyüyen bir Cape Verde göçmeni olan
genç bir şarkıcı LURA. Lizbonda Afrika muziği yapan Juka’nın
daveti üzerine 17 yaşında ilk stüdyo tecrübesini yaşayan Lura,
sesindeki potansiyeli keşfetti. Hatta Juka ile birlikte
kaydettikleri parça bir anda listeleri altüst etti. Daha sonra
kariyerine Cesaria Evora’nın arka vokalisti ve dansçısı olarak
devem etti. Evoranın desteği ile solo kariyerine atıldı.İlk
albümü “Nha Vida” ticari bir yapıya sahip olmasına rağmen
entellettüeller tarafından oldukça beğenildi. İkinci albümü
“In Love” yine gençleri hedef aldı. Belirli bir ticari başarı
sağladıktan sonra Cape Verde nin Portekizce konuşan şehvet
dolu muhteşem bir gülümsemeye sahip yeni soluğu 1975 doğumlu
Lura 2004 te çıkardığı “Di Korpu Ku Alma/Ruhsal ve Bedensel”
adlı üçüncü albümünü yayınladı. 2005 te BBC Dünya Müzik
ödüllerine aday gösterildi. 2006 sonunda “M’bem di fora “
albümünde kültür mirasının Afrika tarafını irdelemeye devam
eden sanatçı yerel ezgileri, büyüdüğü R&B ve zouk ritimleri
ile etkileştirilerek kıpır kıpır iyimserlik yüklü bir albüm
üretti. Paris ve Lizbon da kaydedilen on üç parçalık albümdeki
besteler bağımsız melodi yapısına rağmen sağlam bir bütünlük
içerisinde . İlk parça “Bida Mariadu” ile yavaş yavaş başlayan
melodisel serüven “Fitiço Di Funana” adlı son parça ile
sorumlu ve sürdürülen bir yapıya ulaşıyor, dinleyeni dans
ederek uğurluyor. Zouk,batuku, funana, caz , Flamenko ve R’n’B
gibi muzik sentezlerini kendine has özel ses fanusunda
karıştıran Lura, Cape Verde’nin hasret,aşk, deniz tuzu,muzik
kokan kıyılarından bir esinti getiriyor.
Muziksel sınırlarını geniş tutup bir o kadar belirleyici
olabilen sanatçı, Cape Verde’yi olabilecek en kaliteli biçimde
temsil ediyor. Genelde batı tarafından göz ardı edilen bu tür
müziği torpil yapmadan dinleyenin zevkine sunuyor.
|
|
|
 |
 |
 |
 | |
| |
copyright ©
2006 erkan duman
| |
|