Haziran Ayı Kültür & Sanat Etkinlikleri

 


Anasayfa
Kültür&Sanat Ana Sayfa

 

 

 

    

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


   
 

[ OCAK ]  [ ŞUBAT ]   [ MART ]   [ NİSAN ]   [ MAYIS ]  [ HAZİRAN ]   [ TEMMUZ ]    [ AĞUSTOS   [ EYLÜL ]    [ EKİM    [ KASIM ]   [ ARALIK ]

 

 

Kaplumbağalar da uçar
Yönetmen: Bahman Ghobadi
İRAN / FRANSA, 2004
52.San Sebastian Film Festivali :En iyi film, En iyi senaryo (jüri özel ödülü)
Berlin Film Festivali : Barış Ödülü

Filmin Konusu: Türkiye İran sınırında mülteci kampında hiç çocuk olamamış ama büyümeye de fırsat bulamamış, dünyadaki yaşıtlarından çok farklı şartlar altında yaşayan gençlerin hikayesi.
Saran henüz 17 yaşındadır. ve diğer yaşıtları gibi mayın toplayarak geçimini temin etmektedir. Amerika ile Irak arasında savaşın başlamasına sayılı günler kalmıştır. ve saran boş zamanlarında yarım yamalak İngilizce'siyle, uydudan duyduğu haberleri kamptakilere çevirerek eğlenir.
Argin de aynı kampta yaşayan 14 yaşında ki bir annedir. Ne saran'ın kendisine yönelttiği umutsuz aşk ne de hayatta kalmanın onun için fazla anlamı yoktur. ölüm belki de bu şartlarda en iyi çözümdür.Ghobaldinin filminin bir özelliği de Saddam sonrası Irakta çekilen ilk film olması.
 

 

Marguerite Duras:1914 yılında Çinhindi'nde doğan Duras, gençliğini geçirdiği bu ülkenin atmosferinden ve olaylarından derinden etkilendi. 18 yaşında Paris'e geldi; hukuk, matematik ve siyaset bilimi okudu.İlk romanı Les Impudents'ı 1943 yılında yayımladı. Özyaşamöyküsel bir roman olan Sevgili ile 1984'te Fransa'da Goncourt Ödülü'nü aldı. Çok sayıda roman dışında, birçok senaryoya da imza attı. Bütün eserlerinde edebiyatı sorguladı. 1960 Cannes Film Festivali’nde gösterilen Hiroşima Sevgilim, Duras'ı ününün doruğuna çıkardı. Duras 1996 yılının Mart ayında 82 yaşında öldü.
Hiroşima Sevgilim:Kadın, Fransa'ya dönmeden bir gün önce bir Japon erkekle karşılaşır. Aralarında kısacık bir aşk yaşanır. Alain Resnais' nin yönettiği Hiroşima Sevgilim adlı filmin başında kadınla erkeği görmeyiz. Önce, Hiroşima'ya atılan atom bombasıyla başları, kalçaları kopmuş gövdelerin bir ölüm ya da aşk çırpınışı içinde oldukları seçilir. Bu parçalanmış, tanınmaz gövdelerden yavaş yavaş kadınla erkeğin gövdeleri belirir: Çıplak; yumuşak. Hiroşima'dan söz etmektedirler. Bu başlangıç, hepimizin bildiği korkunç Hiroşima gerçeğinin gözümüzün önünden geçmesi, bu insanlık ayıbının bir otel odasında, hem de saygısızca anılması bile bile yapılmış bir sahnedir. İnsan her yerde konuşabilir Hiroşima'yı; bir otel yatağında, kaçamak bir sevişme sırasında bile. İki sevgilinin sevişen bedenleri bize acı gerçeği sanki unutturur. Çünkü asıl ayıp ve çirkin olan Hiroşima gerçeğidir. Marguerite Duras, bu kitabında, ancak delilikle, çığlıklarla yatıştırılabilecek bir acıyı dile getiriyor. Nevers'de, sevdiği adamın ölüsünün yanında saçları kazınan, o olayın anısıyla yaşamaya mahk-m edilen genç Fransız kadınının yaşadığı yıkım, Hiroşima'nın yıkımında tam karşılığını buluyor.

 

 



34.Uluslararası İstanbul Muzik Festivali ....24 Haziran
34. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali 24 Haziran günü Saraydan Kız Kaçırma Operasıyla sona ermişti. Ancak Festivalin klasik müzikseverlere bir sürprizi var.
Bugün dünyanın en iyi seslerinden biri olarak kabul edilen, her konseri ve albümüyle aldığı hayranlık dolu eleştiri ve ödüllerle müzikseverler ve eleştirmenlerin gönlünde taht kuran Cecilia Bartoli tam üç konserle İstanbulluların Ağustos ayına Barok esintisini taşıyacak.
Sanatçıya eşlik eden topluluk da Avrupa'nın en sevilen ve konserleri kapalı gişe gerçekleşen Freiburg Barok Orkestrası. Topluluk 2004 yılında Festivalde verdiği "Bach Akşamı" konseriyle izleyicinin büyük beğenisini kazanmıştı.
Müzik dünyasında gerçek bir "yıldız"da bile ender rastlanan olağanüstü nitelikleri sahip olan Cecilia Bartoli, çok genç yaşta klasik bir şancı olarak başladığı kariyerinde bu sıfatı tam anlamıyla hak eden sanatçılardan biri olduğunu kanıtladı.
Yirmi yıldır birbirinden parlak başarılarla dolu sanat hayatıyla gerçek bir "yıldız" olmaya devam eden sanatçı, çok az insanda bulunan çarpıcı güzellikte bir sese ve de hem mezzosoprano hem de soprano perdeleri arasında şaşırtıcı bir rahatlıkla geçiş yapabilen mükemmel bir enstrümana sahip.
Fakat Bartoli'yi daha da eşsiz kılan, onun üstün yetenekleri, ince zevki, titiz müzisyenliği, bir performans sanatçısı olarak birikimi ve zekâsı ile sahnedeki büyüleyici varlığı.
Bu deneyimi 2003 yılında yaşayan müzikseverler kuşkusuz yeni programıyla Bartoli'yi bir kez daha dinlemek isteyecek, kaçıranların ise bu büyük fırsatı değerlendireceğine kuşku yok. Haziran'da herkes "müzik" dedi, şimdi de "Bartoli" diyecek!
 

 
   
 

Lir ve Ateş / Chamber Musik ensemble drama

Lir ve Ateş, bağlama ve piyanonun aynı anda telleri taramasıyla mistik bir başlangıç yapıyor. Yaylı sazların giderek çoğalan motifleriyle bağlamanın öncülüğüyle de ezginin yer yer duraksayan, yükselip alçalan yapısı, yürük aksak ritimli (9/8) cümleyle girişiyle netlik ve kararlılık kazanıyor. Kayıttaki eserlerin genel formu ve çalgılama yöntemi, piyano ve yaylı çalgılar dörtlüsüne bağlamanın da katılım etkisiyle özgün bir tarz alıyor. Eserlerin sık sık aksak ritim (9/16,5/8,7/8 vb.) ve kimi makamsal dizileri (Nihavent, Kürdi, Nişabur, Hüseyni vb.) içeriyor olması, yaylı dörtlü ve piyano sazlarına ahenk farklılığı kazandırırken, yer yer modülasyon (göçkü), yatay-dikey (melodi-armoni) yapıdaki aynı eserler, solistlik niteliğini üstlenen bağlamaya da yeni soluklar getiriyor. Eserlerde solistlik görevini üstlenmekte olan bağlamanın, icra ve çalış tekniği bakımından sınırlarını zorlayan çalış teknikleri (arpeggio, rasgueado, pizzicato vbg.), CD’nin Doğaçlama (track 4,7), Su (track 8) ve Şarab-ı Aşk (track 6) parçalarında özellikle kendini gösteriyor. Eserlerin genelinde ise piyanonun bağlama tınısına yakın duran mute ve pizzicato (tellerin parmaklarla gerek çekilip, gerek kapatılarak çalınması) vb. teknikler içeren icrası, çalınan diğer saz tınılarıyla da yan yana gelerek ayrı bir renk oluşturuyor.
Kemal Dinç ve Drama Oda Müziği Topluluğu adı altında kimi şehirlerde (Berlin, Weimar, Nürnberg, Rotterdam ve Aachen) sahnelenen esereler Berlin’de toplu olarak kaydedildi.
“Lir ve Ateş, bestelerimden oluşan ilk albüm. Önceleri kimi müzik gruplarıyla çalışarak konser ve albüm kayıtlarında yer almıştım. Bu dönemde siyasi içerikli etkinliklerden müzik festivallerine uzanan çeşitli ülke ve şehirlerin dinleyicilerine, tereddütle de yorumlamaya çalışıp söylediğim Anadolu ezgilerini sunabilme olanaklarım olmuştu. Yirmi beş yaşlarında duraksama ve kimi tıkanıklıklarımı giderme arayışlarım, bir konserime gelerek kendisiyle tanıştığım müzik eğitmeni Stefan Barcsay’ın birlikte çalışma teklifiyle klasik müzik ve gitar öğrenme eğilimine yönelmişti. Bu ilk eğitmenimin bana yalnızca bir şartı vardı: bağlama çalmayı bırakmamak!
Müziğe uyarlama ve serbest doğaçlama yönündeki deneyimlerimden ilki, Thüringen Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenen Don Kişot oyununu müziklendirmek oldu benim için. Baş kahramanın şizofrenik davranışlarından oyunun akış süresince diğer kahramanların tipik davranışlarına, dansçıların koreografik ölçümlerinden, okunulan epik-lirik içerikli şiirlere değgin olguların karşılıklarını seslerle bulamak; bu arayışların yaptığım müziğe de yansıdığını düşünüyorum. Ezgilerin akışındaki yer yer ritmik duraksamalar, uyum ve gerilimli armoniler, parçalanıp bütünleşen motifler, hırçınlaşıp naifleşen pasajlar, kısaca eserlerin seciyesini belirginleştirici bu olgular, içerideki gölgelerin seslerle karşılıkları olarak ortaya çıkışı sayılabilir

 
 

                                                                                                                                          copyright © 2006 erkan duman